<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7690965371538924747</id><updated>2012-01-15T10:22:09.711-08:00</updated><title type='text'>RdrK</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://rdrkosesi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7690965371538924747/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://rdrkosesi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>RdrK</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12815828495405152565</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>2</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7690965371538924747.post-1503547026900134239</id><published>2007-10-02T08:14:00.000-07:00</published><updated>2007-10-02T08:18:49.849-07:00</updated><title type='text'>Yeni Bir Dönem</title><content type='html'>Artık verdim kararımı. İnsanlardan bir süre uzak kalmak… Sevdiklerimden de, sevmediklerimden de uzak kalmaya karar verdim. Hiç konuşmamak, olabildiğince az selam vermek, yüzlerine bile bakmamak… Buna ihtiyacım var. Başka hiçbir insanın sesini duymadan; kendi sesime kulak vermek, kendimi duymak, diğer seslerden ayırt etmek istiyorum. Kendimi dinlemek istiyorum. Buna nasıl, niçin karar verdim bilmiyorum. Gece 02.30’da içimden gelen bir karardı bu. Ne kadar güvenmeliyim, onu da bilmiyorum. Ama bir yerden başlamam gerekiyordu artık, ne olursa olsun. Bundan geri dönüşüm yok. Kurşun silahtan çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi kaybetmeye başlamıştım, içimden hiçbir şey gelmiyordu. Ders çalışamıyordum, odamı toparlayamıyordum, konuşamıyordum, gülemiyordum, ablamla aynı evde olmamıza rağmen hiç görüşmüyordum, hemen her şeyden sıkılıyordum anında. Beynimde dolaşan onca şey olmasına rağmen ne olduklarını bilmiyordum. Kendimde olan hiçbir şeyden haberdar değildim. İfade edemedim kendimi hiçbir şekilde. Ne kimse beni anlıyordu, ne de ben kimseyi anlıyordum. Canım acıyordu çok. Son zamanlarda vücudumu da etkilemeye başlamıştı; bacaklarım çok ağrıyordu yürürken, kalbim sıkıştı, göğsüm ağrıdı, geçmek bilmeyen baş ağrıları çektim, uykum olmadığı halde uyumak istiyordum. Düzenim bozulmuştu. Hayatım iyi yere gitmiyordu. Daha aklıma gelmeyen çok sıkıntı çektim. Buna bir dur demeliydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıma çıktı biri aniden.&lt;br /&gt;—Artık kendine çeki düzen ver. Çok dağıldın, böyle gidersen hayatın çok daha kötüye gidecek.&lt;br /&gt;—Ama nasıl? Kimden ya da neyden vazgeçmeliyim? Önceliğim ne olmalı? Bilmiyorum neyin doğru olduğunu, yardım et.&lt;br /&gt;Kendimi o an başka yerde buldum. Rüya ya da hayal… İlginç bir şeydi bu. Kendimi gördüm orada. Eğleniyordum, gülüyordum, arkadaşlarımla beraberdim, nargileyi keyifle tütüyor, keyfime bakıyordum.&lt;br /&gt;—Sana doğru yolu gösteremem. Ama yanlış yöne sapmazsan ileride böyle olacaksın.&lt;br /&gt;—Ya yanlış yöne saparsam?&lt;br /&gt;—Her şeyini sırayla kaybedeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terler içerisindeydim. Nasıl uyandığımı bilemedim. Bu bir kabus muydu? Gerçek miydi bunlar, dedikleri mi olacaktı? Bilmiyorum. Çok korkmuştum ve ağladım. Ama ağlamaktan da sıkıldım artık. Niye bu kadar zorlanıyordum hayata karşı, niye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruh gibiydim uyandığımda. Beynimde sürekli aynı şarkı yankılanıyor “nobody wants to be lonely, nobody wants to cry” Yavaş hareket ediyordum, beynim devre dışı kalmış belli ki. Artık o kadar yoruldu ki duyarsızlaştı sanırım. Ne yapacağım şimdi diye kendime en az 10 defa sordum. Doğru mu yanlış mı sorusu karşıma çıkıp durdu. Cevaplayamadım. Cevaplayamadıkça daha şiddetli sordu. Bağırdım: “yeter artık yeter”. O an işte, 5 dakika bomboş oturdum. Hiçbir şey yapmıyordum, boş duvara ben bakıyordum, o bana. Hiç kalkasım yoktu, tüm gün böyle otursam bir şey olmazdı, hatta boş boş oturmak ister hale geldim. Ama okul vardı, gitmem gerekiyordu. Çok yavaş ve durağan hareketlerle hazırlandım ve çıktım evden. Çıktığımda telefonu unuttuğumu fark ettim. Çok dalgındım zaten. Dedim ya, bedenim burada ama ruhum nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bugün ilk kez başım öne eğik yürüdüm. Fark ettiğimde çok kötü oldum. Artık sevmiyorum kendimi, küstüm. Güvenmiyorum kendime. Çok büyük bir sorun bu. İnsan kendisinden soğumaya başladı mı bir şeyler yolunda gitmiyordur. Kendimi sevemeden başka birilerini sevemem, ancak zarar veririm onlara. Çünkü kendime zarar veriyorum şu an. Önce bu sorunu çözmeliyim, hem de çok acilen. Kayıplara tahammülüm yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenlerle istemeden de olsa bu kararı verdim. Kendimden çok şey vermem gerekiyor, şimdiden anladım bunu. Çok yorulacağım, pes etme noktasına mutlaka uğrayacağım bir yola girdim. Keşke başka bir yolu olsaydı da seçebilseydim onu… İnsanlardan, tümünden uzak kalacağım. Yalnızlık kolay bir şey değil, ama gerekli şu an için. Kendime gelene kadar da normal dünyaya dönmeyi düşünüyorum. Uzak duracağım insanlar; sizden uzak kalmak benim için çok zor bir şey, inanın çok zor karar verdim bu kararı, anlamanızı umuyorum sizden, birinizi bile kaybetmek istemiyorum. Umarım anlarsınız beni. Çok üzgünüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7690965371538924747-1503547026900134239?l=rdrkosesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://rdrkosesi.blogspot.com/feeds/1503547026900134239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7690965371538924747&amp;postID=1503547026900134239' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7690965371538924747/posts/default/1503547026900134239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7690965371538924747/posts/default/1503547026900134239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://rdrkosesi.blogspot.com/2007/10/yeni-bir-dnem.html' title='Yeni Bir Dönem'/><author><name>RdrK</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12815828495405152565</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7690965371538924747.post-930098408229437019</id><published>2007-03-16T05:21:00.000-07:00</published><updated>2007-03-16T06:09:43.982-07:00</updated><title type='text'>Kavuşma</title><content type='html'>Tir tir titriyorum. Saat 00:52. Ankara'nın dev garajında, AŞTİ'deyim. Kalın giyinmek çare olmuyor. Tüylerim diken diken, vücudum ürpermiş, kalbimde adrenalin tavan yapmış, otobüsü bekliyorum. Düşünüyorum... İstanbul'a gidince ne yapacağım ben... Arayınca nasıl bir tepki gösterecek... Benimle görüşmek istemezse nasıl vaktimi harcayacağım... Bebek'i bulabilir miyim... Hadi görüşmek istedi, o narin kalbi kırdığım gibi onarabilecek miyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık başından beri istiyorum İstanbul'a gitmeyi. Çok özledim onu. O da beni özledi mi acaba? Özlemediyse de İstanbul'u gezmiş olurum. Güzel şehir İstanbul... Konuşmaya başladığım an 'İstanbul çok güzel' demişim. Taa çocukluğumdan beri hasretim o şehre. Dünyada tek örneği olan, iki kıtayı birbirine bağlayan köprüye sahip şehir o... Avrupa hasretimizi gideren şehir o... Mavisine doyamadığım denize sahip olan şehir o... Her tür insan çeşidinin bulunduğu; namaz kılanın da, içkiyi su niyetine içenin de bulunduğu, modern bir şehir o... O'nun olduğu bir şehir o...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;00:56. Otobüs, 47 nolu perona yanaşıyor. Sevmediğim Ankara'dan uzaklaşmama 4 dakika kaldı. Ah bir deniz olsaydı... Yapay göller yetmiyor, ruhum beslenemiyor. Bir müzik, bir de dalga sesi... Ruhun derinliklerine inip okşuyor. İnsanlar hücum ediyor bagajlara, soğuktan bir an önce kurtulmak için. -12 derece... İnsanların kaçması normal... Ama benim soğuk reseptörlerim alınmış gibi, his yok. Tek hissettiğim, kalp atışlarım... O kadar hızlı atıyorlar ki... Sanki uyarıyor beni, bir şey olacağını, ondan korunmam gerektiğini söylüyor. Ama aklım o kadar karışık ki, kalbimi dinleyecek halim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;00:59. Valizimi alıyorum yerden, daha doğrusu almaya çalışıyorum. Yere yapışmış, dondurmanın dile yapıştığı gibi. Yaklaşık 1 dk uğraştan sonra kaldırabildim. Görevliye uzatıp bagaj fişini aldım. 1. aşama tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01:01. 8 numaralı koltuğuma oturdum. Yanımda da 0 beden bir erkek var. Biraz güldükten sonra gecenin karanlığı, içime oturdu. Bir sıkıntı girdi, çıkmak bilmeyen. İç sesim konuşuyormuş meğer:&lt;br /&gt;-Binme bu otobüse!&lt;br /&gt;-Ne binmemesi. Bu koltuğa oturana kadar ne çektiğimi biliyorsun.&lt;br /&gt;-Ama onlardan daha beteri olacak.&lt;br /&gt;-Ne olabilir Allah aşkına. En kötü ihtimal görüşmek istemez, yüzüme kapatır telefonu.&lt;br /&gt;-Beterin beteri vardır.&lt;br /&gt;-Sen de bir atasözü biliyorsun, tekrarlayıp dur!&lt;br /&gt;-Bu sefer ciddiyim.&lt;br /&gt;-Yesinler ciddiliğini, hadi defol...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01:04. Kaptan harekete geçti. 2. aşama da tamam. Gidiyorum İstanbul'a.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01:32. -Çay, kahve, meşrubat?&lt;br /&gt;-Çay, please.&lt;br /&gt;Hay ben bu tikileri... Konuşmaya bak. Geber emi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01:35. Nescafe 3'ü 1 arada ve Eti Tutku. Müthiş ikili... Ah bir de bitter Kit Kat olacaktı. İçince kahveyi aklım çalışmaya başladı. İstanbul'a yanına gittiğim kişiden bahsedeyim biraz. Benim tabirimle o bir prenses... Onun tabiriyle o bir fıstık... Sıcakkanlı... Hep gülümseyen... Deli, hatta zırdeli... Yerinde duramayan... Kıpır kıpır... Konuşan, çok konuşan, ama boş konuşmayan... Ciddi ortamlarda çok ciddi, biraz geyik ortamda çok geyik... Hem özgür, hem bağlı... Makyaj delisi... Biraz şımarık... Mütevazi ukala. Böyle biri çirkin olabilir mi zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02:20. Gözlerim yarı kapalı...Kulaklıklardan biri düşmüş... Sol kolum uyuşmuş... Trans halinin biraz ötesine geçmişim. Aklımda sürekli aynı kişi... Değişmiş midir acaba? Görünce hemen sarılayım mı, dayanamam özlemine, sarılırım. Çiçek alıp mı gitsem... Niye geldin derse ne diyeceğim, bilmiyorum çünkü şu an niye otobüsteyim. Eski defterleri açacak elbet, o zaman özür dilerim, ayaklarına kapanırım. Affettirmem lazım kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04:10. Hala düşünüyorum onu. Ne güzel anlar yaşamıştık. İlk konuşmamız şöyleydi. Yazı yazmaya yeni başlamıştım. Bir internet sitesinde yayımlanmak üzere kısa bir roman yazmam istendi. Çok heyecanlanmıştım. Hemen roman karakterlerini oluşturmaya başladım. Bir karakter için tanımadığım birinden izin almaya çalışacaktım. Pm denen zırvalıktan gönderdim hemen, cevap gelmedi. Ben de tam başkasına soracaktım ki, onunla kendimi ortak konuşmada buldum, net üzerinden. İzni koparınca çok sevindim. Bu arada o da ortak arkadaşımıza beni sormuş. İyi bir çocuk deyince ilk konuşmamız gerçekleşti. Yalnız içeriğini hatırlamıyorum, ama çocuk olmadığımı söylemiştim ona. Meğer ne çocukmuşum!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04:14. Kalbini kırdığım an aklıma geldi. Sırf kendim mutlu olayım diye yapılmış bir bencillik... Ne kadar üzüldüğünü bilmiyorum ama ufak da olsa yaşatmamalıydım o anı ona, yaşamayı hak etmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04:16. Yolun yarısını bitirdik. Her saniye biraz daha yaklaşıyorum. Umarım affeder beni, umarım affeder bu çocuğu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20:00. 'Ana Haberler'e hoşgeldiniz'&lt;br /&gt;'Şimdi ise talihsiz bir kazayı sunuyoruz size. Sabah 04:30 sularında Ankara'dan İstanbul'a gitmekte olan bir otobüsle bir tır çarpıştı. Otobüsten canlı çıkan yokken, tırın şoförü camdan fırlayarak feci can verdi. Ölenlerden kimliği tespit edilenlerin isimleri şöyle:&lt;br /&gt;A.E.&lt;br /&gt;J.B.&lt;br /&gt;......&lt;br /&gt;......&lt;br /&gt;Fırat Bahçıvan&lt;br /&gt;....... '&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmüştüm. Prensesim affedemeden...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7690965371538924747-930098408229437019?l=rdrkosesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://rdrkosesi.blogspot.com/feeds/930098408229437019/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7690965371538924747&amp;postID=930098408229437019' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7690965371538924747/posts/default/930098408229437019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7690965371538924747/posts/default/930098408229437019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://rdrkosesi.blogspot.com/2007/03/kavuma.html' title='Kavuşma'/><author><name>RdrK</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12815828495405152565</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
